evden eve nakliyat
DOLAR 43,8484 0.01%
EURO 51,7195 -0.01%
ALTIN 7.189,950,11
BITCOIN 2957919-1.23758%
İstanbul

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Diziler: Eğlence mi, Kültürel İnşa mı?
  • Tividya
  • Spor
  • Diziler: Eğlence mi, Kültürel İnşa mı?

Diziler: Eğlence mi, Kültürel İnşa mı?

ABONE OL
Şubat 21, 2026 14:25
Diziler: Eğlence mi, Kültürel İnşa mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Diziler: Eğlence mi, Kültürel İnşa mı?

Popüler kültür ürünleri, masum olmanın ötesinde; her anlatı, görünmez bir değer sistemini normalleştirerek toplumsal algıyı zamanla yeniden şekillendirir.

 

Son yıllarda Türk televizyon dizileri, yalnızca Türkiye’de değil; Ortadoğu’dan Balkanlara, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. Türkiye, günümüzde dizi ihracatında dünya çapında önemli bir konuma gelmiştir. Bu başarı genellikle ekonomik verilerle ölçülse de, meselenin derin bir kültürel boyutu da bulunmaktadır.

Çünkü diziler, sadece bir hikâye anlatmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda bir yaşam tarzını, insan ilişkilerini ve değer anlayışını görünür kılar. Burada sorulması gereken en önemli soru şudur:

Bugün “Türk dizisi” olarak ihraç edilen yapımlar, gerçekten bizim kültürümüzü mü yansıtıyor, yoksa küresel popüler kültürün yerel yansımalarını mı üretiyor?

 

Yerli Olmak: Mekân mı, Anlam mı?

Bir yapımın Türkiye’de çekilmesi ve Türkçe konuşulması, onu otomatik olarak “yerli” yapar mı?
Yoksa yerli olmanın, taşıdığı anlam dünyasıyla bu toplumun tarihsel ve ahlaki birikimiyle bağ kurmasını mı gerektirdiği sorusu gündeme gelmektedir?

Kültür; sadece dekor, kostüm veya şehir manzarasından ibaret değildir. Kültür, hangi insan tipini idealize ettiğinizle de doğrudan ilişkilidir.

Günümüzde birçok dizide karşımıza çıkan anlatı kalıpları; aileyi huzurun değil çatışmanın mekânı olarak tasvir eden, sadakati istisna hâline getiren ve gerilimi sürekli artıran kurgular üzerine inşa edilmiştir.

Özellikle büyük şehir merkezli hikâyelerde güç, para ve ihtiras ekseninde dönen ilişkiler; zenginlik, rekabet ve ihanet üçgenini neredeyse kaçınılmaz bir yaşam modeli olarak sunmaktadır. Oysa bu toprakların kültürel hafızasında aile, bir kriz alanı değil; dayanışma ve eğitim merkezi konumundadır.

 

Tekrar Eden Anlatılar Zihniyet Üretir

Medya, yalnızca yansıtma işlevi görmez; aynı zamanda bir inşa sürecidir.

Sürekli tekrar edilen hikâyeler, zamanla “hayat zaten böyle” hissini yaratır.

Bugün genç kuşakların ilişki biçimleri ve başarı algıları gibi pek çok konuda ekran anlatılarından etkilenmesi, tesadüf değildir. Popüler kültür, çoğu zaman okuldan daha kalıcı, aileden daha görünmez bir öğretici rolü üstlenmektedir.

 

Kültürel İhracat mı, Kültürel Aşınma mı?

Türkiye, teknik olarak güçlü diziler üretiyor. Ancak ihraç edilen yalnızca görüntü kalitesi değil; aynı zamanda bir değer dili de söz konusudur.

Burada şu sorular akla gelmektedir:

  • Küresel pazara uyum sağlama çabası, yerel derinliği zayıflatıyor mu?
  • Reyting kaygısı, kültürel sorumluluğun önüne mi geçiyor?
  • Evrensellik adına kimliksizleşmiş bir anlatı mı yaygınlaşıyor?

Bu sorular, televizyon sektörünün ötesinde, doğrudan kültür politikaları ile ilgili bir tartışma alanı sunmaktadır.

 

Sessiz Dönüşüm

Tarih boyunca toplumları en çok dönüştüren unsurlar savaşlar değil, kültürel etkiler olmuştur. Kültür değişimi çoğu zaman zorla değil, alışkanlık yoluyla gerçekleşir. İnsan, sürekli maruz kaldığı anlatıya yabancılaşmaz; ona benzemeye başlar.

Bu nedenle mesele, yalnızca yapımcıların ne ürettiği değil, izleyicilerin neyi tercih ettiğidir.
Ne izlenirse o çoğalır. Ne talep edilirse o yazılır.

 

Asıl Soru

Sorun, hikâye anlatmak değildir. Asıl mesele, kendi hikâyemizi hangi değerler üzerine inşa ettiğimizdir.

Kültür, geçmişten devralınan bir miras olmanın yanı sıra, her gün yeniden inşa edilen bir anlam dünyasıdır. Ekran, bu inşanın en güçlü araçlarından biridir. Bu nedenle kültür ve sanat alanında çalışan herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekmektedir:

Biz nasıl bir insanı şekillendiriyoruz?

Bosna’nın bilge lideri Aliya İzzetbegoviç’in şu sözü, bugün için de geçerli bir uyarı niteliğindedir:
“Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Günümüzde yapılması gereken, kendi medeniyet dilini kaybetmeden çağın imkânlarını kullanarak yeni hikâyeler anlatmaktır. Tartışmanın odağı, başkasına benzemek değil, kendimiz olarak var kalabilmektir.

 

İstanbul, 21 Şubat 2026

Film Yönetmeni ve Yazar

Muhammed Bozbey


Post Views: 67

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ