Akran Zorbalığı: Geleceğimizi Tehdit Eden Bir Sorun

Akran zorbalığındaki artış, son dönemlerde toplumun her kesiminde kaygı yaratıyor. Bu durum, birkaç bireysel vakadan ibaret olmayıp, giderek derinleşen ve geleceğimizi tehdit eden önemli bir toplumsal mesele haline gelmiştir.

Birçok kişi bu duruma ilişkin itirazlarda bulunabilir:
“Akran zorbalığı yeni bir kavram mı?”
“Bizim gençliğimizde de yaşanıyordu.”
“Elbette vardı, bugün de var, yarın da devam edecek…”

Bu tespitler doğru. Akran zorbalığı geçmişte de mevcuttu, günümüzde de var ve gelecekte de var olmaya devam edecek. Her genç, ergenlik döneminden geçerken, bu dönemle birlikte gelen çatışmalar, güç gösterileri ve olumsuz davranışlar kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Ancak şu anki sorun, zorbalığın yeni bir boyut kazanması ve etkilerinin daha yıkıcı hale gelmesidir.

Bizim gençliğimizde her mahallenin bir “abi”si bulunuyordu. Gençler arasında denge sağlayan, haksızlıkları önleyen ve aşırıya kaçıldığında müdahale eden bu figürler, adeta bir denge unsuru işlevi görüyordu. Ayrıca, “Bugün tartışsak bile yarın yine birlikte olacağız” düşüncesi, bir fren mekanizması oluşturuyordu.

Ancak günümüzde, gençler sosyal medyanın etkisi altında, yalnız ve iletişim kurmayı unutan bir nesil haline gelmiş durumda. Geçmişte zorbalık daha çok fiziksel bir boyut taşırken, günümüzde psikolojik, dijital ve sistematik bir hal almış durumda.

Sosyal medyanın etkisi bu noktada oldukça büyük. Sürekli göz önünde olan “mükemmel hayatlar”, lüks yaşamlar ve gösterişli tatiller, gençlerin zihinlerinde bir üstünlük algısı yaratıyor. Bu algı, güç gösterilerine, baskıya ve şiddete yol açarak, bazı trajik sonuçlara da neden olabiliyor.

Ancak burada sadece sosyal medya platformlarını suçlamak doğru bir yaklaşım değil. Asıl sorgulamamız gereken daha geniş bir çerçeve mevcut.

Ülkemizdeki dizi ve sinema sektörünün bu konudaki rolü de oldukça büyük. Dönem filmlerini hatırladığımızda, yoksul mahallelerde zorluklarla mücadele eden aileler, dayanışma ve paylaşma gibi değerlerle ön plana çıkıyordu. Bu filmler, farkında olmadan topluma güçlü bir değerler bütünü sunuyordu.

Günümüzde ise, özellikle dizi sektöründeki mafya temalı yapımlar, gençler üzerinde ciddi bir etki yaratıyor. Silah taşıyan “hak arayan” karakterler, lüks yaşamlar ve hesap vermeden geçen hayatlar, gençlerin gerçeklikle ekran arasında büyük bir uçurum hissetmesine sebep oluyor. Bu uçurum, bazı gençleri tehlikeye atabiliyor.

Ailelere gelecek olursak…

Uzmanların belirttiği gibi, çocuğun ilk okulu ailedir. Mutlu bir aile ortamında çocuk, kendini güvende hisseder. Sevgi, saygı ve sağlıklı iletişim, çocuğun okulda ve sosyal çevresinde sergilediği davranışları da olumlu yönde etkiler.

Zorbalık yapan çocukların hikâyelerinde genellikle aile içi şiddet, ilgisizlik ve sevgisizlik gibi unsurlar öne çıkıyor. Bu da gösteriyor ki, sorun yalnızca okulda ya da sokakta değil; çoğu zaman evin içinde filizleniyor.

Bu nedenle ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Özellikle ergenlik döneminde çocuklar yakından takip edilmeli; onların dertleri göz ardı edilmemeli. “Çocuktur, geçer” demek, bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabiliyor.

Her genç, bizim yarınımızdır.
Her çocuk, geleceğimizin bir parçasıdır.

Bu nedenle, yarınlarımızı kaybetmemek adına daha dikkatli ve ilgili olmalı, bu sorunu ciddiyetle ele almalıyız. Çünkü kaybedilecek tek bir gencimiz bile yok.

Selam ve Dua İle…

Yarınlar Yok Olmasın! yazısı ilk önce Cadde News üzerinde ortaya çıktı.